Sanal Günce

9 Temmuz 2015 Perşembe

Beni Sen Gibi Sevmek


Temas ve Uzaklık



"Birbirini tanımak mıdır, bir sosyal medya hesabındaki resmin gülümsemesi?"


Resimden etkilenip bana ilk selamı verdiğini söylemişti. Oysa o resim çekilirken ne kadar da üzgündüm. Geçmişte bırakılacak bir ayrılığın hüznüyle bakıyordum uzağa. Ne kadar da mutsuzdum o gün, bir daha mutlu olamayacağımı sanıyordum.

İnsanı sarıp sarmalayan bir enerjisi vardı anlattıklarının, heyecanlı sözleri ve merakı benim gevezeliğimden bile kendine bir boşluk bulup beni gülümsetiyordu. Bir çok konuda benzerliğimiz, zevklerimiz ve heyecanlarımızın ortaklığı şaşırtıcı seviyedeydi.

Fotoğrafçılık konusundaki yeteneği büyüleyici gelmişti bana. Kompozisyonları, portre çalışmaları harikaydı. Kendi portrelerinde ışığı kullanışı, kontrast, gözlerinin yeşili her şey öyle büyüleyiciydi ki hiç görmediği birine aşık olabilir mi insan diye sormuştum kendime. Şiirlerimi paylaştım ilk o zaman, şiirlerimi sevmişti benden önce. İlk o akşam görüntülü görüştük gülümsetmiştim onu. Anlattıklarım onu heyecanlandırıyordu. İkimiz de rap müziği pek sevmediği halde birbirimiz için saçma rap şarkıları yapıyorduk. Türkçesi yetmediği yerde İngilizce anlaşıp birbirimizi karşılıklı şaşırtarak geçiyordu vakit. Her konuda konuşabiliyorduk.

Almanya'nın küçük bir şehrinde mütevazı bir hayat sürüyordu. Fotoğrafçılık okuyor ve bir fotoğrafçıda çalışıyordu. Birbirimize gerçekten iyi hissettiriyorduk. İki farklı ülkede aynı anda aynı filmi izliyor, film hakkında sohbet ediyor, heyecanlanıyor, duygulanıyor, gülüyorduk. Aynı diziyi çok seviyorduk. Birlikte müzik dinliyorduk. Saatlerce konuşuyor, gündüz mesajlaşıyor, çok pahalı olmasına rağmen her gün telefonlaşıyorduk. Sanki tüm gün bir aradaydık.

Ben o zamanlar başarısız bir pazarlamacı olarak geçimimi sürdürmeye çalışıyor, bir yandan da bitmek bilmez bir iş arayışı ile boğuşuyordum. Didem olmasa her gün birbirinin aynı bir boğuculukta beni öğütecekti. Emlak pazarlarken ona dair hayallerimden ilham alıyor, her gün birlikte başarabilmemiz için daha çok çabalıyordum. İş yerinde iken tekerlekli sandalye kullanıyordum daha hızlı hareket edebilmek için ve bunun onu ne kadar üzdüğünü gözlerinde görmüştüm daha ilk söylediğimde. Çaresiz hissettiğimden olsa gerek bazen ona da başaracağımıza dair hayaller pazarlıyordum. Belki de meslek alışkanlığı haline gelmişti.

Ona fiziksel engelimden ilk bahsettiğimde yani yeni tanıştığımızda bir engelli ile asla ama asla ilişkisi olamayacağını söylemişti. Benim ise ona ilk görüşte aşık olduğumu düşünüyordu. Çok üzgünüm yapamam demişti. Yinede hiç uzaklaşamadık birbirimizden ancak bana ilk aşkım dediğinde yaşadığım duraksama da bu yüzdendi. Ne yapacağımı bilememiştim bir süre. Neyse ki, dili sürçmemişti.

Birbirimizi görmemiz gerekiyordu artık. Bedeninin kıvrımlarını, gülüşünü, dudaklarını, tenini bir monitörün ardında görmek yetmiyordu. Her ne kadar kamerada benim için t-shirtünü ilk açışında utanıp gizlemiş olsa da yüzünü kameradan ve hatta küsmüş olsa da, artık rahattık ve birbirimize güveniyorduk, duştan çıkınca zarafetle ve tahrik edici bir biçimde giyişini ya da adımı fısıldayıp kendine dokuşunu görmeme izin veriyordu ama yetmiyordu bu uzak yakınlık ikimize de. Yine de de ayakları ile bilgisayar masasından destek alıp gözleri şehla bir halde adımı söylerken öyle güzel ve tahrik ediciydi ki, her seferinde daha da çılgınca arzuluyordum onu.



Birlikte bir tatil planladık. Halası ile Didim'deki yazlık eve gidecekti bir otel odası ayırttacaktı -öyle de yaptı- gider gitmez benim için. Artık birbirimizi gerçekten hissedebilecektik.

Lise mezuniyet buluşmasına gittiğim gün döndüğümde üzgündü. Kuzenleri ve arkadaşları ondan önce çıkmıştı tatile. Yokluğumda iyice yalnız hissetmişti. Planladığımız tatilin öncesiydi. Bir kamera efekt programı kullanıp türlü soytarılıklar yaptım gülümsesin diye. Benim gözlerimden bakınca çok güzel gülüyordu. Beni mutlu etmek için neler yapıyorsun demişti.

Buluşmamıza iki hafta kala çok mutluyduk bir yandan gelebilecek o büyük mutsuzluktan korkarken.

Benim gözlerimden bakınca umut vardı. Net olmasa da vardı, belirsizliği gözlerimin bozukluğuna veriyordum.

Hayaller ve Kırıklıklar


Otobüs yolculuğu gergindi elbet. Beni görünce ne düşüneceğinden emin değildim. Uyuyamamıştım haliyle yolculuk boyunca. Babasının rahatsızlığı da beni engellimle kabul etmesini zorlaştırıyordu. Gel gitler yaşıyordu, ne hissedeceğinden emin değildi. İkimiz de biraz gergindik son zamanlarda. Bir ilişkimiz olup olmayacağına karar verecektik birbirimizin gözlerine bakıp.

Yanımdaki koltuktaki küçük çocukla sohbet ettim biraz. Yol boyu fotograflar çektim. Daha feribotta iken mp3 çaların şarjı bitmişti çoktan. Ayvalık tostu ve Susurluk ayranı, molalar, bekleyiş, müziksizlik birbirini karışmıştı. Korkuyor muydum?

Ben kendimi olduğum gibi seviyor muydum? Ondan beni olduğum gibi sevmesini bekleyecektim birkaç saat sonra. Olduğum insanda suç ya da yanlış ne vardı?

Yol aldığım kilometre ve yolda geçen süre artıp varışa daha da yaklaşırken orantısız bir şiddetle çoğalıyordu sorular. İçimdeki sıkıntı da çoğaldıkça azalıyordum sanki. Etrafıma baktığımda herkes uyukluyordu, gece sohbet ettiğimiz afacan dahil. Kameramı çantasına yerleştirip onu aradım birazdan terminalde olacağımı haber vermek için. Sesi heyecanlı ama tedirgindi. Uçak tercih etmeliydim, on saatten fazla süren yolculuğum bir hayli yorucuydu. Çay-kahve servisi yaptılar, istemedim, oysa boğazım kurumuştu. İnsan her gün suretini görüp sesini duyduğu, birlikte şarkılar dinlediği, çılgınlar gibi güldüğü, hayaller kurduğu, kimi hayallerini gerçekleştirdiği, filmler izlediği birini çok sevebiliyormuş. Çok sevince çok korkar insan.

Sırt çantamı omuzlayıp indim otobüsten. Başka bir şehirde tanıdık sıcaklığı güneşin sardı yüzümü. rüzgar bir fön makinesi tutulmuş gibi sıcak esiyordu neredeyse. Terminal tahmin edilebileceğinden daha da küçüktü. Daha iyi bildiğim Kuşadasını ardımda bırakmış Bodrum'a seksen kilometre uzaktaydım. Didem'in dediğine göre sahilden görebilirdik ışıklarını. Altınkum demişti sahilin adını, ikimiz de yaratıcı isim olmadığında hemfikirdik.

Sonra onu gördüm karşımda saçlarını toplamış, elleri şortunun ceplerinde utangaç bir çocuk gibi. Kırgın gülümsemesi ile tam karşımda. Parfümünün kokusu yüreğimi yatıştıramazdı ama huzur aradım kırık gülümsemesinde. Güneş gözlüğünü saçlarına taç yaptı. Gözlerindeki hayal kırıklığını gizleyemiyordu artık. Tereddütle sarıldı, sevgi ve özlem de vardı sarılışında ya da ben öyle olmasını çok istiyordum. Sımsıkı sarılıp kokusunu çektim içime.

Kalacağım otelin yolunu gösterirken bana adım adım sohbet ederek gidiyorduk. Bazen geri geri yürüyordu, yine gözlerinde aynı hayal kırıklığı ile bazen sesine de bulaşıyordu. İkimiz de gülümsedik. Gülümsemeye çalıştık daha çok. Aslında ne hissettiğini tam olarak bilmiyordum sadece hayal kırıklığıydı görebildiğim. Ne hissettiğimi bilmiyordum. Emin değildim hiçbir şeyden, emin olmaktan korkuyordum.

Otele vardık. Odada başbaşa kalmamız ertelendi bir kaç dakikalık komik aksiliklerle. Neden sonra başbaşaydık. Gözlerime dolu gözlerle baktı, ben biraz içi bomboş hissediyordum.

O an öldüğümü, öleceğimi, ölmek istediğimi söyledim sanırım. Öyle söylemiş olmalıydım ki bir tokat attı bana, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Ben de ona bir tokat attım canı çok yanmıştır diye sarıldım sonra. Onu öpmeye başladım. Dudakları dudaklarımın arasında, dişlerimin arasında. Boynu, yanakları, nefesi, onu öperek tükenmek, yok olmak istiyordum oracıkta.

Kavga eder gibi sevişmeye başlamıştık. Üzerinden askılı bluzunu çekip aldım. Südyenini çözmeden yukarı doğru sıyırıp öpmeye başlamıştım. Sarkık durduklarını düşünüyordu umursamıyordum, yanına uzandım üzerinden inip pantolunu sıyırdı yattığı yerden. Bacaklarını çok güzel buluyordu, çok güzellerdi. Çok güzeldi kadınım olarak daha da güzeldi. Uzunca bir süre bacaklarının arasındaydı dilim ve dudaklarım. Sonra ben ondaydım o üzerimde dudakları dudaklarımda. Birbirimizi seviyorduk o an çok seviyorduk. İlk kez onun için de bir anlamı yoktu engelimin. Başka hiçbir şeyin anlamı yoktu o anlarda. Sadece biz vardık, saatlerce yorgun düşene kadar aklımıza gelen her biçimde seviştik, hiçbir şeyi umursamadan, yapabileceğimiz kadar gürültü yaparak. Birbirimizin kollarında yorgun düşüp huzurla öpüşme ve sohbetlere dönene kadar. Vajinasının alt dudaklarından birini büyük bluluyordu oysa ben seviyordum onu öpebilmeyi. Sarıldık birbirimize. Yürümem için her şeyi yapacağını söyledi bana. Başarabileceğimi, başarabileceğimizi, beni çok sevdiğini.

Başarılamayacağını biliyordum ama yine de tüm kalbimle inandım ona. Tümüyle kırılmış kalbimle, sakat hisseden, sevişmeye başlamadan önceki anda ben engelli biriyle yapamam, seni aileme söyleyemem diyen kadını düşünen kalbimle inandım ona.

Tüm sevişmemiz boyunca tüm o tutku ve şehvetin içinde nefes nefese yoğrulurken tek bir şey düşünüyordum; sevdiğim kadının gözünde ne olduğumu... kollarımdayken tekrar aşık olduğum kadını yitireceğimi. Bir "ucube" gibi hissediyordum.

Uykusunda sayıklamıştı: Yürüyebilirsin, yürümen lazım!..

Her şey Biter (Doğru Zaman Doğru Son)


O gün gün batana kadar sevişip dinlendik, dinlenip seviştik. Birlikte akşam yemeği yedik, komik olmayan esprilerimze bile kıkırdayarak bira yudumladık, güneşten ve havuzdan konuştuk, hayallerden, geçen vakitten konuşarak geçirdik vakti. Gece çıkmak için hazırlanmaya gitti yazlık eve. Ben de o haftaki rutinimi başlattım tekrar duş aldım. Tekrar frçaladım dışlerimi. Saçlarıma sevdiği şekli verdikten sonra sakalımı düzelttim aynada. Bana H&M'den aldığı t-shirtü giydim en sevdiği deodorantı sürdükten sonra. T-shirt üzerine benim için getirdiği parfumden serptim. Bana aldığı kareli kısa pantolon güzel durmuştu. Sünger Bob'u sevdiği geldi aklıma aynada güldüm bir hayli. Canım acıyordu, çok mutluydum. Hayatımın en harika anları arasındaydı, ölmek istiyordum.

Onunla sonsuza dek kalmayı istememe izin vermiyordu kalbim. Yitirmek zorunda olduğumuzu içten içe biliyordu. Sanki beni boğuyordu bu bilgi. Tedavim yoktu ne değişebilirdi ki?

Havuzun başında karşıladım onu, tereddütlerimi aşık bakan gözlerin ve ağdalı sözcüklerin ardına gizleyerek. Birlikte yürüdük çarşının içinden sahil kenarına dek. Sahilde karanlıkta oturup midye yiyip elma şarabı içecektik. Sakarlığımızla dökünce ufak sayılabilecek şişelerden birini benim payımı paylaştım onunla o bana elleriyle midye yedirirken. Yine çok güldük, çok öpüştük, çok konuştuk.

Sahilden ayrılıp yürüdük birlikte. Her gün saatlerce, konuşup yazıştığımız halde birbirimize söyleyecek ne çok şeyimiz vardı. Yazlık eve varıncaya dek yürüdüm onunla. Veda öpücüğümü alıp karanlıkta yoluma koyuldum önünden geçip gittiğim otele tekrar geri dönmek için. Vardığımda kendimi yatağa zor attım. Biliyordum uyuyamayacaktım. Ayaklarımdaki tatlı sızıyı dinliyordum çok düşünmemek için. Bir yandan bastonlarımı seyrediyordum. Her şeyin mahvolmaması mümkün müydü? Gerçeği biliyordum, kendimi kandırmak kadar güzel olmadığını bildiğim gibi.

Sabah o gelmeden aynı rutini yineledim bir arınma ayini gibi. Tahmin ettiğimden erken gelmişti. Öğleden önceye kadar seviştik. Yorulmamıştık elbet ama denize gitmek istiyordu. Bir sitenin plajında şezlong kiralayacaktık. İtina ile krem sürdü vücuduma dışarı çıkmadan önce. Kıyafet önerilerinle bulundu. Mayomu beğenmişti. Bizi özel plaja bırakacak servise kadar yine bir hayli yürüdük. Servise binerken yardımına izin vermedim, o da yardıma ihtiyaç duymamamdan mutluydu gözlerinde. Güzel bir manzarası vardı gittiğimiz koyun. İki dağ yamacı arasında güneşin tam ortada parladığı sırada durgun mavi deniz ve rüzgar kesinlikle herhangi bir fotoğrraf ya da tablonun olabileceğinden fazlasıydı. Birlikte girdik denize. Birbirimize sarılıp yürüdük. Eli şort-mayomun içinde keşifteyken ki takdir edilesi bir hız ve zerafetle yapıyordu bunu dudaklarımız birbirine kilitletmişti. Havuzun içinde öpüşme fikrini de o zaman edinmiştik sanırım. Elinden geldiğince ilk yüzme dersimi verdi bana. Sonra kıyıya çıkıp uzandık birbirimize ve havlulara sarılıp. Zaman hiç geçmesin isterdim elbet ama zaman her zamanki gibi acımasızdı. Otele döndüğümüzde yemek yiyip seviştik ve şarap ile şiir içinde geçireceğimiz gecenin planını yaptık. Planlarda ufak değişiklikler olsa da geçemiz güzeldi yine. Ümit Yaşar Oğuzcan şiirleri eşlik etse de gecenin çoğuna onun için doğaçladığım mısralardan sonra senin aklını çok seviyorum derken öyle içten öpmüştü ki beni. O geceye özel satın aldığı iç çamaşırının içinde öyle güzel görünüyordu. Onu eve bırakmak için yola çıktığımızda gün doğumuna pek bir vakit kalmamıştı.

Ertesi sabah aynı arınma ritüelimi yerine getirip bira söyleyip güneşin altında onu beklemeye koyuldum. Bir iki dostu arayıp içimdeki zehirin yükünden bir nebze olsun kurtulmaya çalıştım. Boğazıma düğümlenen o korku gitmek bilmiyordu bir türlü. Yürümem gerekiyordu, yoksa onu yitirecektim. Denizin içindeyken de söylemişti bunu. Yürümemi çok istiyordu, beni çok seviyordu. Söylerken yine yaşlar süzülmüştü gözlerinden. Ben üzülmemiş gibi yaptım. Üzülmesini istemiyordum çünkü.

Mutlu olmak istiyordum. Mutsuzdum oysa olmak istemiyordum.

Sanki her saniye onu yitiriyordum ve bu paramparça ederek öldürüyordu beni.

Geldi birlikte bir bira içtik. Havuza girmeme yardım etti suyun altında öpüştük. Ellerimizle birbirimizi keşfettik yine havuzdaki diğer insanlara pek çaktırmadan pek de gizleyemeden.

Odamıza geçtik yine, seviştikten sonra çıplak uzanmış halde kameraya kaydettim onu biraz. Sonra yanına uzanıp sımsıkı sarıldım. Başım çıplak göğsünde o uyurken uyur gibi yaptım. Düşüncelerden kaçamıyordum hiçbir yerde.

Haklıydı. Yürümem gerekiyordu. Onu kaybedemezdim. Saçlarını okşayıp söz verdim ona: Yürüyecektim!..

O an değişmesin isterken kendim değişebilmeyi o kadar istiyordum ki o anda canımın ne kadar yandığını çok sonra anlayabildim. Bu acı bana mücadele gücü veriyordu. Bu acı yüzünden pes etmiyordum, direniyordum hâlâ. İntihar bu yüzden aklımın hangi köşesine gelirse gelsin şanssızdı.

Günler birbirini izledi bir haftaya sığdırabileceğimizden çok anı sığdırdık. Arzuladığımız kadar seviştik, güldük, sohbet ettik. Ayrılık zamanı geldiğinde son gecemizde karşılıklı neden mastürbasyon yaptığımıza hâlâ rasyonel bir açıklama getiremesem de, birbirimizle ilgili sesli ortak bir hayali doğaçlama kurup aynı anda şehvetimizi boşaltmamızı takdir etmiyor değilim. Üzerine gelmek için yalvarışıma ve hayır bu sefer böyle diye inleyip direnişine sonra çok güldük.

Sabah olduğunda eşyalarımızla taksiye binerken hüzün vardı ikimizde de. Terminalden servise binip birbirimizin omuzlarında uyuyarak havaalanına ulaşmak için bineceğimiz taksi güzargahına ulaşmıştık. Valizlerimiz çok diye ayrı taksilerle götürmek istediklerinde taksiciyle kavga ettim. Artık gururla bakıyordu bana. Son birkaç gündür böyleydi. Hatta sahilde bankta oturup dondurma yediğimiz bir gecede yanıma gelmeden önce benim yanımda olmamdan utanabilceğinden korktuğunu itiraf etmişti ama hiç utanmadığını, gurur duyduğunu, mutlu olduğunu da. Üzülmemiş gibi yaptım yine.

Dış hatlar terminalinin ilk check-in girişi önünde son bir öptük birbirimizi kimseye aldırmadan. İkimizin de gözleri doluydu, gözyaşlarımız dinlemiyordu bizi. Ayrılık vaktiydi.

İşte burada bitmesi gerekiyordu bizim hikayemizin ama biz başarabileceğimizi sanacak kadar bir aptallık düzeyinde seviyorduk birbirimizi. Eğer orada bitirebilseydik hikayemizi ne fizik tedavi çalışmalarında harap edecektim kendimi ne o ağlayacaktı benim başarabilmem için yürümeye çalışırken beni izleyip ekran karşısında. Düşüp kalka savaşmak zorunda kalmayacaktık. Bir zımpara gibi yontmaacaktık birbirimizin yüreğini. Beni aldatmak zorunda kalmayacaktı, kimi seçeceğini düşünüp ağlayıp sızlayamayacaktı. Ben ölümü göze alıp on altı ameliyat olmayacaktım, hayatım mahvolmayacaktı. Almanca kursları, vize başvurusu, korku hasret olmayacaktı.

Bizimki havaalanının dış hatlar terminalinde bitmesi gereken güzel bir hikayeydi ama biz çok büyük bir edebi hata yaptık.