Gökhan Çağlar

Sanal Günce

10 Mayıs 2015 Pazar

Çamuruyla Vaftiz Tanrıların Ya Da Yorgun Teokrat



kim bilebilir
hangi kaldırımdan düştüğümü
uçsuz buçaksız çamur deryasına
içinde yukarılara çekildiğim
arındığım
kirlendiğim
“tanrıların...”
debelenmeksizin arınmayı bekler
teokrat!
Benimki o misal kirleten bir bocalama
bilirim kurtuluş imkansız
teokratınki kadar
ya da
çamurun
ve
tanrıların
sadece kuytu karanlıklarda
ayağıma batan camlar
sorun
değil kirlenmek
boğulmak olsa çamur
sorun olmaz debelenmek
ama
şu kırık lambalar
aynalar gibi
daha bir kovuyor beni cennetimden
güney yarım küremde
herşey baş aşağı iken
bulutların üzerinde ya ayaklarım
sanki gökyüzünü çiğniyorum
pas rengi dişleriyle
ölümün
korkuyorum
sanki
dolunay kayıp gitse
bir an
bulutların ardından
ölüm benim ölümüm
düşüşler yine benim
kalitesiz asfalt üzerine
arınamıyorum işte sırf bu yüzden
çamurunda debelenerek
“tanrıların”

Gökhan Çağlar



Diğer şiirlerimi de okumak için: http://www.antoloji.com/gokhan_caglar adresini ziyaret edebilirsiniz.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Kızıl Karanlığı Yazmak

Neden yazıyorum ya da neden yazmaya zorluyorum bazen kendimi diye sormuşumdur kimi zaman. Benim gibi bir geveze neyi anlatma fırsatı bulamamıştır ki, zihnini dışavurmak için ayrıca yazmaya ihtiyaç duyar?  Anlatmanın ötesinde yazma eyleminden beklediğim etki nedir? Bu sorular, abartılacak denli sık olmasa da zihinde dönüp durma fırsatı buldukça yazmak üzerine yazmak daha ironik bir hâl almakta.  
Yazarken daha önceden düşünülmüş, planlanmış ve kurguya uydurulmuş bir anlatım söz konusu olduğu halde, sözlü anlatıma nazaran bazen daha samimi olunabiliyor. Anlatımımızı ne kadar önceden kurgularsak kurgulayalım bilinçaltımızın etkisinden kaçınmak pek olanaklı olmadığından, en azından kendi adıma yazarak kurduğum iletişimi her zaman daha dürüst bulduğumu söyleyebilirim. Fiziksel bazı dezavantajlar nedeniyle yazmak anlatımda benim için bir handikap halini de alabiliyor çünkü genellikle  düşünce akışı hızıma yazım hızımı yetiştirebildiğim bir teknik bulamadım henüz. Ne olursa olsun yazarken daha yoğun bir biçimde kendimi ve zihinsel birikimimi derlediğim kanısındayım. Sonuç olarak yazarken amacımın anlatmaktan çok anlamak olduğu kanısındayım. Elbette anladığımın anlaşılması isteği de yadsınamaz.
Diğer bir soru ise:
 "Ne yazıyorum?"
Bu soruma verdiğim cevaplardan biriydi "Kızıl Karanlık" çalışmamın ilk paragrafı. Bir kabusu anlatıyordum: Bazen sadece birimizin gördüğü ve bazen de hepimizin görüp ve hatta başkalarına bizzat yaşatabildiğimiz bir kabusu...
Ortadoğulu olmanın tüm dezavantajları bir yazar olarak avantaj halini almıştı böylece.
Bir başka soru daha ekleniverdi zihnime elbet:
"Nasıl yazacağım?"
Neyse ki, bu sefer çok düşünmeme gerek kalmadan o dönem okumakta olduğum Edgar Allen Poe, "Yazmanın Felsefesi" ismiyle çevrilmiş çalışması imdadıma yetişti:
"Ben bir etkinin düşünülmesiyle işe başlamayı tercih ediyorum. Özgünlüğü bir an için bile gözden uzak tutmadan –çünkü bu kadar belirgin ve kolay erişilebilen bir bilgi kaynağından yoksun olarak başlamaya yeltenen kişi yanlış yoldadır- ben kendimce önce “Kalbin, aklın veya (daha genel olarak) ruhun açık olduğu sayısız etki içinden, bu durumda hangisini seçmeliyim?” derim. Öncelikle yeni ve ikinci olarak da canlı bir etkide karar kıldıktan sonra onun olayla mı yoksa edayla mı –sıradan olay veya özel eda, ya da tam tersi veya hem olayın hem edanın özel olmasıyla mı- en iyi işlenebileceğini düşünürüm. Ardından bu etkinin oluşturulmasında bana en çok yardımı okunacak bu tür eda ya da olay birleşmelerini çevremde (daha doğrusu içimde) ararım."
 İşte o an karar verdim insanların kötülüklerine bulduğu ikiyüzlü bahanelerini yüzüne çarpacaktım. Bunun için yeterince materyalim de vardı ve hatta bu ikiyüzlülerden biri aynada bana bakıyordu.
İnsan eylemleri bilincinin doğal yansıması olarak kaçınılmaz bir nedensellik içerirken eylemin katalizörü olan neden ve insan tarafından yaratılmış ve gerçek nedeni gizlemeye yarayan başka bir neden söz konusuydu.
Böylece çalışma kötülükle yüzleşme üzerine yoğunlaşmışken tam, yine uyduruk ve bir o kadar da haklı olduğu iddia edilen nedenler ardına gizlenilerek bir çocuğun kafatası, hayalleri ve olması gereken yaramazlığı darmadağın edilerek bir haber olarak sokuluverdi hayatıma.
Üzerime hiçbir şey yapamamış olmanın ağır suçluluğu ve söylenen ikiyüzlü yalanların saçmalık dereceleri yığılırken tüm ağırlığıyla tüm zırhım ve kibrim eziliverdi. Yalanların ve fısıltıların şeytani gücünü antik kuzeyliler "Loki" ile isimlendirmişler ya bu yalanlara isim bile bulamıyordum. Günah keçisi yapılan masum ve kurban edilen bir çocuk imgesi uğuldarken kafamda, Eski Ahit'in biricik günah keçisi Azazel ve Yeni Ahit'in günahlar için kendini feda eden Mesih/Tanrı imgesini hikayeye taşıyacaktı kalemim. Harun yani Aeron adı da simgesel olarak bu yüzden önemliydi hikayenin ana karakterlerinden biri olarak. Yüreğimdeki iyi niyetli umudu koruyarak kurgu mutlu sona götüren bir biçimde yazılmışsa da aylarca direnen bir çocuk bedeninin tükeniş haberiyle hikayenin neredeyse tüm kurgusunu baştan yazmak gerekti.
 Velhasıl bu kitap kötülüğe kurban giden ve başka kötülüklerde kullanılmak üzere hakkında karanlık fısıltılar türetilen bir çocuğa ağıt olarak yazılmıştır. Yazar olarak unutulsam da yazın olarak ölümsüz olacak bir iz borçlu olduğum çocuk anısına, tüm projenin gelişimi bir çizgiromana dönüştürülmek üzere kurgulansa da, hem yeteneksizliğim hem de maddi olanaksızlıklar nedeniyle başaramadım. 
İşte bu kitabın gelirleriyle masum çocuk ve diğer günah keçisi kılınan kurban edilen masumlar ölümsüz birer çizgiroman kahramanı olacak bir gün.

Peki "Kızıl Karanlık" kitabının dijital versiyonları nasıl temin edilecek?


Bu kitabı bir kişisel bilgisayar veya Android Akıllı Telefon ile Android Tablet üzerinde edinebilmek için Google Play üzerinden:
---------------------------------------------------------------------------------------------
Bu kitabı bir Apple ürünü Mac bilgisayar veya iPhone Akıllı Telefon ile iPad üzerinde edinebilmek için iTunes Store üzerinden:

KIZIL KARANLIK 


---------------------------------------------------------------------------------------------
Bu kitabın bir Amazon Kindle E-kitap okuyucu veya başka bir alternatif okuyucu ile uyumlu versiyonlarını edinebilmek için Smashwords üzerinde:



5 Mayıs 2015 Salı

Geçip Gitmek Üzerine



Bulutlar geçiyor üzerinden

-şehirlerin

şairlerin söyleyecek sözü kalmamış

Anlamlar geçiyor

Öyle bir şey ki zaman

En çok o geçiyor

-Yaraların üzerinden

ve insanlar geçiyor

gözlerimizden, yüreklerimizden

-sözcükler bırakıp gerilerinde

belki anlamları çoktan geçmiş

belki öyle denmek istenmemiş




Gökhan Çağlar
Diğer şiirlerimi de okumak için: http://www.antoloji.com/gokhan_caglar adresini ziyaret edebilirsiniz.

Ölü Lambaların Karanlığında




Sokak lambaları ölüyor

birer birer

her kuytu karanlıkta bir lamba kırığı

batıyor ayaklarına şeytanların

bir karanlık beklenen

geliyor ağır ağır

birer birer boğarak lambaları

bir karanlık ki

gökyüzü alev renginde

kükürt kokuyor bulutları

ve melek ağlıyor

küller yağarken

üzerine günahkar etlerinin

oysa masumlar onlar

kendileri kendilerine yenildiler

çoğu zaman

ve serin birer umut gözyaşları

düşerken

üzerine günahkar etlerinin

melekler bile kirleniyor da

düşüyor

zaman zaman

gözyaşlarından bile önce

kuruyor umutları

işte öyle bir karanlık geliyor ağır ağır




Gökhan ÇAĞLAR
Diğer şiirlerimi de okumak için: http://www.antoloji.com/gokhan_caglar adresini ziyaret edebilirsiniz.

Azazel



Azazil veya Azazel (Aramice (İbranîtrans.): רמשנאל, Arapça: عزازل, Azazil, İbranice: עזאזל,Aze'ezel);İbranice'de El (tanrı) tarafından Azeez (desteklenmiş) anlamına gelir. Yom Kipur gününde mabeddeki hizmette yer alan iki keçiden, halkın günahını yüklenen birinin gönderildiği yer veya meleğin adıdır.

Kabala'ya göre, Enoch kitabında belirtildiği gibi olan ve insan kızlarıyla evlenerek dünyada Nefilim'ler çağını başlatan düşen meleklerin başı. Şeytanın Adem'e secde etme emrinin verilmesinden önceki ismidir. Yahudigeleneğinde de Azazil'den bu şekilde bahsedilmektedir.

Azazil kelimesi, Arapça kökenli bir sözcüktür. İbni Kuteybe'ye göre, İblis'in isimlerinden biridir. Hallac-ı Mansur'a göre de Adem'e secde etmediği için azledilmiştir. Kur'an ve sahih hadis kitaplarında bu isme rastlanılmamaktadır.

Lilith



Tevrat'ta açıkça yer almamasına rağmen; birçok Musevi dini kaynağı 2. Bölümde sözü geçen Havva'nın Âdem'in başka bir karısı olduğu, birinci bölümdekinin ise ilk karısı olan Lilith olduğuna inanırlar.


İbranilerin eski inanışına (Mitolojosine) göre Lilith, Âdem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldığından Âdemin kendisine eşit olduğu görüşündedir. Âdem'le birlikte olmayı şiddetle reddeder. Adem ısrar ettiğinde ise büyü ile kaçar ve onu terk eder. Melekler geri getirmek için Lilith' i bulur ama kendisi Kızıldeniz ile birlikte olduğundan 100 den fazla cin çocuğu olduğunu, bu nedenle artık Adem'e sadık olamayacağını bildirir. Melekler, geri dönmesi için her gün bir cin çocuğu öldürmeye başlar. Lilith'i de bunun karşılığına Adem'in soyundan her çocuktan, erkelerde sünnet oldukları 8. güne, kızlarda 20. güne kadar kendi adının yazılı muskayı taşımayan çocukları öldüreceğine yemin eder. Bugün dünyada var olduğuna inanılan cinler Adem ile Lilith' in ve Tuval Kabil eşi Naama' ın birlikteliğinden meydana gelmiştir. Adem ile Havva'nın sınırlı hayat ile lanetlenmeden önce, cenneti terk ettiğinden ölümsüzdür. Lilith' den sonra Tanrı, ismi bilinmeyen bir başka eş daha yaratır ve Adem'de bu yaratılışı seyreder. Gördüklerinden çok etkilenir, yeni eşi kabul etmez. Üçüncü olarak, Daha sonra Âdem'i uyutur ve kaburga kemiğinden Havva'yı yaratır Havva sonuçta erkeğinin bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur.


Hikayenin bir başka versiyonunda ise Hz. Eyüp'e eziyet etmek için çocuklarını öldüren iblis ya da Türk mitolojisindeki lohusadaki çocukları boğarak öldüren Albastı iblisi ile aynı kişidir. İnanna ile aynı kişi olduğuna da inanılır.


Günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, Lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz, ve akşamları çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz, çünkü bunları gören Lilith'in o evde çocuk olduğunu anlamasından endişe edilir.






Yeşaya 34:14 Yabanıl hayvanlarla sırtlanlar orada buluşacak, tekeler karşılıklı böğürecek. Lilitfı oraya yerleşip rahata kavuşacak.

iştar



İştar, Akad mitolojisindeki bir tanrıça. Sümer mitolojisindeki İnanna'dan türemiştir; İştar'a İnanna'nın Akad mitolojisindeki hali denilebilir. Kökeni kuzeybatı Semitik tanrıça Astarte'ye dayanır. İştar'ın Astarte, Anunit ve Atarsamain olarak da anıldığı olmuştur.




İnanna Utu/Shamash'ın ikiz kız kardeşi, Nanna/Sin'in kızıdır. Enlil'in dünyasında ilk doğan odur. Verilen ilk isimler Sümerceyken ikinciler Akadlar tarafından bu tanrılara verilen isimlerdir.




Tanrıça İştar Venüs gezegenini temsil eder.




İştar'ın batı dillerindeki kullanılan karşılığı, yıldız anlamında star (İngilizce), Stern (Almanca)'dır. Eski dönemlerde batıda, haftanın her bir günü, birine ayrılarak güneş, ay ve beş yıldıza (bazıları gezegen) tapılıyordu. Saturday olarak kullanımdaki ingilizce sözcük, Satürn gezegenine adanmıştı.

Pentagram



Pentagram, Yunancada beş çizgili anlamına gelen pentagrammon kelimesinden türemiştir. Birleşik beş köşeliyıldız demektir. Normal beş köşeli yıldızlardan farklı olarak çizgileri içeriden birleşiktir.


Pentagram genellikle Hristiyanlar tarafından satanizmle özdeşleştirilmiş olsa da iyi ya da kötü ile ilişkili kabul edilmez. Evrensel olarak birlik ve sonsuzluk anlamına gelir. Yukarı işaret vaziyette ise ruh toprağın üzerinde cosmos içerisinde "manevi dünyayı" işaret eder, diğer kaynaklarda ise, Beş Element, ayrıca Feng Şui Ruh(Akasha-Ether), Ateş, Hava, Su ve Topraktır. Ateş İradeyi, Hava Zekayı, Su Duyguları, Toprak ta madde alemini sembolize eder. Ayrıca Cadılar tarafından oldukça kutsal olan bu sembol 5 elementin birleşimini ve uyumunu göstermektedir.


Feminen bir semboldür, Venüs Gezegeni'yle ve Venüs Tanrıçasıyla ilişkili görülmüştür. Davut'un 6 Köşeli Yıldızıyla çokça karıştırılabilmektedir. Birçok toplumca şans getirdiğine inanılır.


MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya ve Sümerliler'de bu sembolün kullanıldığı görülmektedir. Babillilerde bu sembol beş yönü gösterir. Bunlar Ön, Arka, Sağ, Sol ve Üst(tepe). Mistik


ALINTI: http://tr.wikipedia.org/wiki/Pentagram

Demonoloji veya Diğer Adıyla Demonizm (Şeytaniyat)





Demonoloji veya diğer adıyla demonizm, cin ve iblisleri sistematik olarak inceleyen çalışma dalı. Genelde dinlerin kutsal metinlerininyorumlanmasını içerir ve teoloji yani dinbilim in bir dalıdır. Osmanlıca karşılığı Şeytaniyattır. "Cinler bilimi"de denmektedir.

Vatikanın sonradan yönetmeliğe koyduğu bir derstir. Demon, Latincede Daemon olarak yazılır ve Şeytan anlamına gelir. Yunancada Daimon olarak yazılır ve ilahiyat,güç anlamına gelir. Demonolojinin en önemli özelliği insanların cinler yardımıyla güç kazanmasını sağlamasıdır.

Tüm dinlerde cin ve melek inanışı bulunur. Ve demonoloji cinleri araştırır. İslam'dan önce Arap topraklarında cinlerle iletişimde olan ve onlara tapan Araplar vardı. Musevilik gelmeden öncede Mezapotamya topraklarında sihir ve büyü çok meşhurdu işte bu bilim dalı gizli olan ilimleri ve cinleri araştırır. Cinlerin yaşamını, onlarla iletişimi, büyüyü hatta hüddam ilimini bile kapsar. Bazı Hristiyan ülkelerde Demonoloji ders olarak verilir. Ancak Müslüman ülkelerin hiçbirinde demonoloji öğretilmez. Çünkü İslam'da cinlerle iletişime geçmek, onlardan bir şeyler istemek yasaktır. Fakat Müslüman ülkelerdeki birçok falcı, iyileştirici ve şifacı bu ilimi öğrenip cinlerden yardım alır ve insanlara hizmet ederler. Demonolojinin en ilginç yanı cinlerle iletişim kurmak ve onlardan yardım istemektir. Bu bilim dalı hüddam ilimini bile dolaylı olarak ilgilendirir. Hüddam, cinlerin insanlar tarafından kontrol edilmesidir.
Cinlerle İletişim

Demonoloji dinlerde bildirilen belirli Tanrı isimlerini kullanarak paralel boyutlarda kapılar açmayı öğreten bir ilimdir. Örneğin İslam dininde Allah'ın isimleri belirli günlerde ve belirli sayılarda tekrarlanırsa cinler alemine kapılar açılabilir. Ancak bunlar Demonolojinin en son öğretileridir.Eğer bunlar tecrübesiz birisi tarafından uygulanırsa sonuçları çok kötü olabilir. Bu konu ile ilgili Gabon'un en eski yerlileri olarak bilinen Mpongwe Halkının yazıtlarında şöyle yazar: Cinler eğlence olsun diye çağrılmamalıdır eğer biri zevk için cin çağırırsa bunun bedelini ağır öder. Cinler iki sebepten dolayı çağırılmalıdır; Ya antlaşma için ya da çok mühim bir konu ile ilgili soru sormak için. Birçok Demonoloji öğretisi cinleri acil bir şey olmadığı zaman çağırmanın yanlış olduğunu söyler. Cinler aynı zamanda birini lanetlemek için de çağrılabilir ama bunun için hem hüddam hem de demonoloji bilmek gerekir.

Demonoloji ve hüddam birlikte öğrenilirse cinler kukla olarak kullanılıp birçok insana zarar verilebilir ve güç elde edilebilir. Cinler farklı boyutta olduğu için o boyutun kapılarını açmak için bazen kan dökmek gerekebilir. Antik Mısır ve Roma'da bulunan sunaklar aslında cinlerin bu boyuta giriş yapabilmesi amacıyla edilen kurbanlar içindir. Demonoloji aynı zamanda büyüde önem taşır. Karı-koca arasını açma, aşık etme, zengin olma gibi büyülerin yapılması için cinlerin yardımı gereklidir. Eski yunan filozofu Porphyry insanların cinlerle arkadaş olarak Dünya'da istediklerini elde edebileceklerini iddia eder. Cinlerle iletişime geçmede önemli iki nokta vardır. Birincisi dinlerdeki Tanrıların adlarını belirli zamanlarda ve belirli tekrarlarlar okuyarak onlara bu boyut için kapılar açılabilir. İkincisi onların bu boyutta kalabilmesi ya da kapıların açılması için kan dökülmesi gerekir bu kan dökmenin kanıtı olarak Antik medeniyetlerdeki sunaklar gösterilir. Bu sunaklarda Demonolojiinin ne kadar eski bir ilim olduğunu kanıtlar.


ALINTI: http://tr.wikipedia.org/wiki/Demonoloji