Gökhan Çağlar

Sanal Günce

30 Nisan 2015 Perşembe

MERHABA!


Bu sefer kişisel bir şey bu blog sayfası;

Daha politik ve kendi açımdan makale arşivi ve teorik katalog olarak kullandığım ve nicedir ihmal ettiğim "Dilizifir" isimli blog sayfasının ardından ilk kez kişisel bir blog oluşturma kararı aldım. Blog okuru ve blog yazarı olarak faaliyetlerimde hep alter ego denilebilecek simgesel takma adlar kullanmış olsam da daha önce, bu kez blogun kişiselliğini daha da vurgulamak adına doğrudan gündelik hayatta çağrıldığım adı tercih ettim.

Ben Gökhan Çağlar;

Sanırım konuşmak için bile mücadele vermek zorunda kalmış bir çocuğun gevezeliğini atamayacağım üzerimden hiçbir zaman. Yazarken daha simgesel ve daha az geveze olmayı başarabilsem de o kendini anlatabilme saplantısı yanmaya devam ediyor içten içe.
Her çocuk konuşmayı öğrenir, ama, bana hemen her şey gibi ayrıca öğretilmesi gerekti.

Bu her şeyin kapsadığı çokluk içinde ise pek çok şeyi öğrenemedim haliyle, ancak farkettim ki bir kez daha öğrendiklerini öğretmeye çalışmak sadece bir dayatma biçimdir ne kadar iyi niyetli olursan ol. Erdemli olan anlatmaktır sadece -anlaşılma arzusu öğretici olmanın beyhude çabası kadar bencilcedir çoğu zaman- anlatmak bilgiyi yüceltmek ya da başkalarını değiştirmeye çalışmak değil, sadece bilgiyi hayatta tutmaktır.

Çok şey bildiğimi iddia edemesem de bildiklerimi birlikte yaşatabilmeyi umut ediyorum.
Umarım orada siz okurlarım diyebileceğim dostlarım yer alır dinleyenler olarak. Çünkü biliyorum ki, anlama eylemi,  anlatının da ötesinde bir yaratma sürecidir. Anlamlandırma anlatılanın bilgi ve birikimi sayesinde daha ötede bir bilgiye ulaştırır. Dinleyici anlatıcıdan önemlidir, çünkü eylemin sonunda anlatıcıdan daha çok şey biliyor olur her zaman.

İşte bu yüzden bu ilk merhabam ile dinleyen herkese teşekkür ediyorum şimdiden.

Düzenli olarak paylaşımı sürdüreceğim sözünü veriyorum.


KIZIL KARANLIK: Alaca Kıyam Üçlemesi 1. KİTAP


Google Play Üzerinde:KIZIL KARANLIK: Alaca Kıyam Üçlemesi 1. KİTAP





Harun, kaçtığı geçmişi ve kaçamadığı kabuslarının onu kıyametin ve çılgınlığın ortasına yollayacağından habersizdi. Uyurgezerliğinin intihara dönüştüğü o geceden sonra bile gerçeği kabus sanmaya devam edecekti, tüm gerçeklik bir kabusa dönüşene dek.Ece, ağabeyinin zaafı ve kurtuluşu...

***Yine aynı kâbusa uyandı. Korkusundan karanlığına varıncaya dek her şeyiyle tanıdıktı kâbusu. Öyle kanıksamıştı ki kâbusunu, karanlığı duyabiliyor olmasını yadırgamıyordu artık ve hatta karanlığın ona ne dediğini anlayabiliyordu. Kızgın ve tedirgin hareketlerle yatağından doğruldu. Hiç bir şey göremiyordu. Yüzünü sol tarafa, penceresinin olduğu yere çevirdi, hiçbir şey göremeyeceğini bildiği halde... Bu kâbusun en sevmediği yanlarından biri de son ana dek bir pencere olmaması. Derin bir iç çekti ve yüzünü sağ tarafa odanın kapısının olması gerektiği yöne çevirdi. Odanın içindeki hiçbir şeyi göremese de, her nesnenin şeklini, bulundukları yeri ve varlıklarını tüm benliğinde hissediyordu, sanki odanın içini dolduran karanlık onların varlıklarını birleştiriyor gibiydi. Her şey, kendisi de dâhil karanlığın içinde çözülüyor ve karanlıkla bütünleşiyordu.Kendisi olamamak hissi huzursuz etti onu. Hala korkuyor olmasına bir anlam veremedi.Rutin olan şeylerin insana güven vermesi gerekmez mi?***

-----------------------------------------------------------------------------

Bu kitabın bir Amazon Kindle E-kitap okuyucu veya başka bir alternatif okuyucu ile uyumlu versiyonlarını edinebilmek için Smashwords üzerinde:

    --------------------------------------------------------------------------------