Gökhan Çağlar

Sanal Günce

3 Ağustos 2015 Pazartesi

E-Kitap Yayımcılığı ve Uygulamaları - Prof. Dr. Halil İbrahim GÜRCAN

E-Kitap Yayımcılığı ve Uygulamaları


Prof. Dr. Halil İbrahim GÜRCAN
Anadolu Üniversitesi, İletişim Bilimleri Fakültesi
higurcan@anadolu.edu.tr


ÖZET

Elektronik kitaplar, internetin gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte önem kazanmaya başlamış ve gerek web üzerinden gerekse de e-kitap okuyucu cihazları ile kitap okurlarına farklı bir iletişim ortamında seslenme imkânı yaratmışlardır. Dünyada birçok yayınevi, geleneksel iletişim ortamlarındaki yayınları yanında elektronik ortamda da kitap yayımına başlamışlar, ayrıca bazı yazarlar da bireysel çabalarıyla kendi eserlerini yayımladıkları siteler oluşturmuşlardır.
Bu çalışmada, e-kitap yayımcılığının ne olduğu ve nasıl bir süreç izlediği incelenerek Türkiye’deki çeşitli e-kitap uygulamalarına değinilecektir.

GİRİŞ

İnsanın bilgilenme, öğrenme ve eğitim sürecindeki en temel iletişim aracı her zaman “kitap” olmuştur.1450’de başlayan kitapların baskı yoluyla çoğaltılması süreci, günümüzde de en yoğun şekilde kitap üretiminde kullanılmaktadır. Ancak, 1993’den sonra hızla gelişen ve yaygınlaşan internet, iletişimde, geleneksel ortamlara göre çok farklı bir yayın ortamı oluşturmuştur.
E-kitaplara ilişkin düşünceler 1980 yılı öncesinde başlamaktadır. İşaretleme dili (mark-up language) çalışmalarının başladığı bu tarihlerde metinlerin bilgisayar ekranında üretilerek yayımlanabilmesi konusunda bazı çalışmalar yapılmıştır. Ancak e-yayımcılığının gelişmesinde 1987 yılında Apple bilgisayar firmasının ücretsiz dağıttığı HyperCard yazılımı önemli olmuş ve bu program ile çoklu-ortam öğelerinin sayfalara aktarımında bir başlangıç noktası oluşturmuştur. (Fox, 1988)
1990’da internetin oluşturulması ve geliştirilen HTML kodlama dili sayesinde, yazının farklı bilgisayarlar tarafından okunabilmesi sağlanarak, 1993’den sonra da bu dilin ticari amaçlarla da kullanılarak web siteleri oluşturulmaya başlanmıştır. Ayrıca yine 1993’den başlayarak HTML’nin geliştirilmesine bağlı olarak web sayfalarının görsel öğelerle ve seslerle sunumu mümkün hale gelmiştir.
HTML ve buna bağlı olarak hızla gelişen internet altyapısı, internette içerik sunumunun da zenginleşmesi konusunda çalışmaları beraberinde getirmiştir. İçeriğin zenginleşmesinde, elektronik ortamda yer alan birçok bilgi, belge ve görsel malzemenin internette yayıma konulması önem taşımıştır.
Bilgisayarlardan internet üzerinden e-kitaplara ulaşılırken 1998’den başlayarak geliştirilen e-kitap cihazları (palm, pocket pc gibi) e-kitap yayımcılığının daha da gelişmesini sağlamıştır. Ayrıca e-mürekkep, e-kağıt konusunda da çalışmalarda da önemli gelişmeler kaydedilmiştir ve bunların da yakın zamanda yaygınlaşacağı öngörülebilir.
E-kitap, elektronik ortamda yayımlanan ya da elektronik ortama aktarılarak bu ortamda kullanılan, çeşitli yazılımlar ve cihazlarla okunabilen ya da izlenebilen metin, resim, film ve sesleri barındıran bir medya biçimidir.
E-kitaplar düz metinler olabildiği gibi ses ve görüntüyle desteklenmiş biçimlerde de olabilir. Özellikle şiir e-kitaplarının yazarının sesinden dinlenebildiği örnekler bulunmaktadır.

E-kitabın avantaj ve dezavantajları
E-kitaplar, yayımcı ile yazar arasındaki ilişkiyi azaltmıştır.(Rukancı, 2003)
E-kitaplar, yayımcılar açısından avantajları: Yayımcılar, e-kitaba daha az para yatırarak yayım yapmakta, yayın listesini daha geniş tutabilmekte, dolayısıyla yeni yazarlara daha fazla şans vermekte, kitap iadesi ve satılamaması gibi sorunların neden olduğu maddi kayıpları aza indirmekte, kitap depolama masraflarından kurtulmakta, dağıtım giderleri ve sorunlarından avantaj sağlamakta, yayımcı olmak için çok iyi bir iş tecrübesi ve iş ilişkileri gibi becerilere fazla gereksinim duyulmamaktadır (Gürcan, 2004).

24 Temmuz 2015 Cuma

El Yapımı İnsan (TBD Bilim-Kurgu Öykü Yarışmasına Katılmıştır)

EL YAPIMI İNSAN

https://www.wattpad.com/story/45516459-el-yap%C4%B1m%C4%B1-insan

Hâlâ tam olarak hatırlayamıyorum kazayı. Mahkeme kararı ve kazadan kurtulan dostum benim suçum olmadığını söylüyor. Kazadan kurtulamayan aşkım ve tutkum ne olacak peki? Gözlerimi her kapadığımda zihnimde beliren o güzel yüzünün huzur veren gülümsemesi canımı yakıyor. Her an kendimi suçluyorum. Yalan söylemeyeceğim, onu suçladığım da olmuyor değil:

Neden gittin.”

Kendime dair yitirdiklerim o kadar çok ki, artık anlamlandıramıyorum varlığımı. Bir anlamın gerektiğinden de emin değilim. Ben Metin, her zorluğun üzerine gidip savaşlarda, çatışmalarda, kitlesel eylemlerde korkusuzca fotoğraflar çeken bir gazateciydim. Şimdi makineyi tutabilmek için iki kolum da yok, ama, sanki hâlâ oradalarmış da haraket ettirebilirmişim gibi hissediyorum. Hatta kollarımı ve bir bacağımı yitirdiğimi söylediklerinde inanmadım. Hiçbir şey göremiyordum belki, ama, kollarımla bacağımda hissediğim, bir dalga gibi gidip gelen ağrı o kadar gerçekti ki, göremesem de orada olduklarından emindim. Doktorlar “Phantom Pain“ diyormuş bu ağrının adına. Uzuvlarımın hayaletinin acısını çekmekle lanetlendim yani. Tıpkı tüm tehlikelerin ortasında koşturmamı sağlayan bacaklarımdan biri gibi yitirdim onları. Tüm hayatımı anı yakalayıp fotoğraf karelerinde ölümsüzletirmeye adamış ben artık hiçbir şey göremiyorum. Uzunca bir süre ölmeyi istedim umutsuzlukla, ama, artık canımı daha çok yakan, içimi her geçen gün daha çok kemiren bir umudum var.

Yaklaşık iki ay kadar önce askeri ve sivil iki gruptan oluşuan bir heyet biraz da emrivaki ile ziyaretime geldiler. Kendime acımaya hiç ara veremediğim zamanlardı. Rüyalarım henüz renksizleşmemişti. Bir zaman sonra rüya göremeyeceğimi de biliyordum elbet. Yas ve suçluluk duygumu bile ikiyüzlü gösterecek kadar acıyordum kendime. Heyet deneysel bir projeden bahsetti. Konuşanın sesini tanıyordum savaş muhabiri olduğum ilk iki yıl yönettiği iki operasyonda fotoğraflar çekmiştim. Kendini duraksayarak tanıtmıştı beni ilk gördüğünde. Acaba nasıl görünüyordum.

"Ben Kurmay Albay Gökçen Türkyılmaz!.. Belki hatırlarsın beni. "

Sadece başımla onayladım söylediklerini. Anlattıklarına yeterince odaklanamıyordum zaten. Kim ne söylerse söylesin hepsi anlamsız uğultular gibi geliyordu.

Çağımız tıbbı güncelleme, yapılandırma ve biyonik geliştirme çağı. Henüz bir çok geliştirmenin deneysel olmasına rağmen bir sektör oluştu insan güncellenmesinde. Hatta bunun tanrısızlık olduğunu savunan gruplar bile türedi. Şimdi genç, idealist bir profesörün çalışmalarıyla bu teknolojide devrim sayılabilecek bir ilerleme mümkün görünüyor.“

Anlattıklarının buraya kadar olan kısmı pek ilgimi çekmemişti açıkçası. Bu monologun bir an önce bitmesini istiyordum. Çalıştığım gazetenin yazı işleri müdürü çok ısrarcı olmuştu bu toplantı konusunda. Dinlemek zorunda olmanın iç sıkıntısıyla iç çekip dinlemeye devam ettim.

Bakın!.. bu henüz deneysel ve gizli bir süreç, oldukça da tehlikeli. Heyetimizdeki bilim insanları size ayrıntıları açıklayacaktır. Birbirimize ihtiyacımız var. Tekrar normal bir insan gibi hatta daha iyi yürüyüp koşabilir, ellerinizi kullanabilir ve görebilirsiniz. Alacağınız risk muazzam ama kazanabilecekleriniz de öyle. Kurtarılan bacağınızın sinirlerindeki hasarlar yüzünden onu da kullanmanızın mümkün olmadığını biliyorum. Eğer cesaret edebilirseniz hayatınız yeniden sizin olabilir.”

Nefes alamıyordum sanki. Heyecan her yanımı sarmış, morfinin dahi zor bastırdığı o ağrıları bile baskılamıştı. Nefesimin sıklaştığını hissediyordum. Bilincim kendi bedeninde merhametsiz bir tutsaklığın bunalımındaydı, nihayet bir çıkış kapısı aralanıyordu. Bir kaçışım vardı artık tutsaklığımdan. Ölmeyi göze almamı istiyorlardı sadece. Yeniden özgür olmak için öldürebilirdim bile. Bu tutsaklık beni boğuyordu. Ötenazi hayalleri bile kurmuşluğum vardı. Şimdi ise yaşayarak özgür kalabileceğimi düşünüyordum.

Bilim insanlarından oluşan ekibin sözcüsü olarak Doç. Dr. Süreyya Hanım konuştu benimle. İki haftalık bir muayene ve tahlil süreci olacaktı. Sonra iki aylık bir kimyasal kür süreci başlatılacaktı. Süreç bağışıklık sistemimi neredeyse tüketeceğinden karantinada kalacaktım. Sürecin sonunda beni güncellemelere hazırlayacak ilk ameliyatlar yapılacaktı. Bu ameliyatlardan sonraki üç aylık süreçte büyük güne kadar yeni bir kür uygulanıp büyük güne bir ay kala karantinadan çıkarılacaktım.

İlaçların yan etikeleri, ağrılar ve sanrılar bir hayli şiddetliydi. Yerimden kımıldayamadığım için şanslı olduğumu bile söyleyebilirim. Sayıklamalar, inlemeler ve yakarışlarla geçti zaman.

Sanrı ve ağrı içerisinde geçen süreç psikolojik dengemi bir hayli sarsmıştı. Ağlama nöbetleri, sinir krizleri sıklaşmıştı bir hayli. Süreyya Hanım ile hemşirem ve gözetmenim İlknur, sözler ya da kimyasallarla beni yatıştırmaya çalışıyordu ellerinden geldiğince.

9 Temmuz 2015 Perşembe

Beni Sen Gibi Sevmek


Temas ve Uzaklık



"Birbirini tanımak mıdır, bir sosyal medya hesabındaki resmin gülümsemesi?"


Resimden etkilenip bana ilk selamı verdiğini söylemişti. Oysa o resim çekilirken ne kadar da üzgündüm. Geçmişte bırakılacak bir ayrılığın hüznüyle bakıyordum uzağa. Ne kadar da mutsuzdum o gün, bir daha mutlu olamayacağımı sanıyordum.

İnsanı sarıp sarmalayan bir enerjisi vardı anlattıklarının, heyecanlı sözleri ve merakı benim gevezeliğimden bile kendine bir boşluk bulup beni gülümsetiyordu. Bir çok konuda benzerliğimiz, zevklerimiz ve heyecanlarımızın ortaklığı şaşırtıcı seviyedeydi.

Fotoğrafçılık konusundaki yeteneği büyüleyici gelmişti bana. Kompozisyonları, portre çalışmaları harikaydı. Kendi portrelerinde ışığı kullanışı, kontrast, gözlerinin yeşili her şey öyle büyüleyiciydi ki hiç görmediği birine aşık olabilir mi insan diye sormuştum kendime. Şiirlerimi paylaştım ilk o zaman, şiirlerimi sevmişti benden önce. İlk o akşam görüntülü görüştük gülümsetmiştim onu. Anlattıklarım onu heyecanlandırıyordu. İkimiz de rap müziği pek sevmediği halde birbirimiz için saçma rap şarkıları yapıyorduk. Türkçesi yetmediği yerde İngilizce anlaşıp birbirimizi karşılıklı şaşırtarak geçiyordu vakit. Her konuda konuşabiliyorduk.

Almanya'nın küçük bir şehrinde mütevazı bir hayat sürüyordu. Fotoğrafçılık okuyor ve bir fotoğrafçıda çalışıyordu. Birbirimize gerçekten iyi hissettiriyorduk. İki farklı ülkede aynı anda aynı filmi izliyor, film hakkında sohbet ediyor, heyecanlanıyor, duygulanıyor, gülüyorduk. Aynı diziyi çok seviyorduk. Birlikte müzik dinliyorduk. Saatlerce konuşuyor, gündüz mesajlaşıyor, çok pahalı olmasına rağmen her gün telefonlaşıyorduk. Sanki tüm gün bir aradaydık.

Ben o zamanlar başarısız bir pazarlamacı olarak geçimimi sürdürmeye çalışıyor, bir yandan da bitmek bilmez bir iş arayışı ile boğuşuyordum. Didem olmasa her gün birbirinin aynı bir boğuculukta beni öğütecekti. Emlak pazarlarken ona dair hayallerimden ilham alıyor, her gün birlikte başarabilmemiz için daha çok çabalıyordum. İş yerinde iken tekerlekli sandalye kullanıyordum daha hızlı hareket edebilmek için ve bunun onu ne kadar üzdüğünü gözlerinde görmüştüm daha ilk söylediğimde. Çaresiz hissettiğimden olsa gerek bazen ona da başaracağımıza dair hayaller pazarlıyordum. Belki de meslek alışkanlığı haline gelmişti.

Ona fiziksel engelimden ilk bahsettiğimde yani yeni tanıştığımızda bir engelli ile asla ama asla ilişkisi olamayacağını söylemişti. Benim ise ona ilk görüşte aşık olduğumu düşünüyordu. Çok üzgünüm yapamam demişti. Yinede hiç uzaklaşamadık birbirimizden ancak bana ilk aşkım dediğinde yaşadığım duraksama da bu yüzdendi. Ne yapacağımı bilememiştim bir süre. Neyse ki, dili sürçmemişti.

Birbirimizi görmemiz gerekiyordu artık. Bedeninin kıvrımlarını, gülüşünü, dudaklarını, tenini bir monitörün ardında görmek yetmiyordu. Her ne kadar kamerada benim için t-shirtünü ilk açışında utanıp gizlemiş olsa da yüzünü kameradan ve hatta küsmüş olsa da, artık rahattık ve birbirimize güveniyorduk, duştan çıkınca zarafetle ve tahrik edici bir biçimde giyişini ya da adımı fısıldayıp kendine dokuşunu görmeme izin veriyordu ama yetmiyordu bu uzak yakınlık ikimize de. Yine de de ayakları ile bilgisayar masasından destek alıp gözleri şehla bir halde adımı söylerken öyle güzel ve tahrik ediciydi ki, her seferinde daha da çılgınca arzuluyordum onu.

10 Haziran 2015 Çarşamba

KIZIL KARANLIK 1. Baskı Gittigidiyor.com'da

KIZIL KARANLIK romanının İlk Baskısını Gitti Gidiyor Üzerinden Temin Edebilirsiniz:




KIZIL KARANLIK (#172511311) Alaca Kıyam Üçlemesi 1. Kitap

20+ adet ürün stokta                                            Sıfır Ürün - Yeni Etiketli

Fiyatı: 6,66 TL
Kargo:Alıcı Öder (2-3 Gün içersinde Teslim)




10 Mayıs 2015 Pazar

Çamuruyla Vaftiz Tanrıların Ya Da Yorgun Teokrat



kim bilebilir
hangi kaldırımdan düştüğümü
uçsuz buçaksız çamur deryasına
içinde yukarılara çekildiğim
arındığım
kirlendiğim
“tanrıların...”
debelenmeksizin arınmayı bekler
teokrat!
Benimki o misal kirleten bir bocalama
bilirim kurtuluş imkansız
teokratınki kadar
ya da
çamurun
ve
tanrıların
sadece kuytu karanlıklarda
ayağıma batan camlar
sorun
değil kirlenmek
boğulmak olsa çamur
sorun olmaz debelenmek
ama
şu kırık lambalar
aynalar gibi
daha bir kovuyor beni cennetimden
güney yarım küremde
herşey baş aşağı iken
bulutların üzerinde ya ayaklarım
sanki gökyüzünü çiğniyorum
pas rengi dişleriyle
ölümün
korkuyorum
sanki
dolunay kayıp gitse
bir an
bulutların ardından
ölüm benim ölümüm
düşüşler yine benim
kalitesiz asfalt üzerine
arınamıyorum işte sırf bu yüzden
çamurunda debelenerek
“tanrıların”

Gökhan Çağlar



Diğer şiirlerimi de okumak için: http://www.antoloji.com/gokhan_caglar adresini ziyaret edebilirsiniz.

7 Mayıs 2015 Perşembe

Kızıl Karanlığı Yazmak

Neden yazıyorum ya da neden yazmaya zorluyorum bazen kendimi diye sormuşumdur kimi zaman. Benim gibi bir geveze neyi anlatma fırsatı bulamamıştır ki, zihnini dışavurmak için ayrıca yazmaya ihtiyaç duyar?  Anlatmanın ötesinde yazma eyleminden beklediğim etki nedir? Bu sorular, abartılacak denli sık olmasa da zihinde dönüp durma fırsatı buldukça yazmak üzerine yazmak daha ironik bir hâl almakta.  
Yazarken daha önceden düşünülmüş, planlanmış ve kurguya uydurulmuş bir anlatım söz konusu olduğu halde, sözlü anlatıma nazaran bazen daha samimi olunabiliyor. Anlatımımızı ne kadar önceden kurgularsak kurgulayalım bilinçaltımızın etkisinden kaçınmak pek olanaklı olmadığından, en azından kendi adıma yazarak kurduğum iletişimi her zaman daha dürüst bulduğumu söyleyebilirim. Fiziksel bazı dezavantajlar nedeniyle yazmak anlatımda benim için bir handikap halini de alabiliyor çünkü genellikle  düşünce akışı hızıma yazım hızımı yetiştirebildiğim bir teknik bulamadım henüz. Ne olursa olsun yazarken daha yoğun bir biçimde kendimi ve zihinsel birikimimi derlediğim kanısındayım. Sonuç olarak yazarken amacımın anlatmaktan çok anlamak olduğu kanısındayım. Elbette anladığımın anlaşılması isteği de yadsınamaz.
Diğer bir soru ise:
 "Ne yazıyorum?"
Bu soruma verdiğim cevaplardan biriydi "Kızıl Karanlık" çalışmamın ilk paragrafı. Bir kabusu anlatıyordum: Bazen sadece birimizin gördüğü ve bazen de hepimizin görüp ve hatta başkalarına bizzat yaşatabildiğimiz bir kabusu...
Ortadoğulu olmanın tüm dezavantajları bir yazar olarak avantaj halini almıştı böylece.
Bir başka soru daha ekleniverdi zihnime elbet:
"Nasıl yazacağım?"
Neyse ki, bu sefer çok düşünmeme gerek kalmadan o dönem okumakta olduğum Edgar Allen Poe, "Yazmanın Felsefesi" ismiyle çevrilmiş çalışması imdadıma yetişti:
"Ben bir etkinin düşünülmesiyle işe başlamayı tercih ediyorum. Özgünlüğü bir an için bile gözden uzak tutmadan –çünkü bu kadar belirgin ve kolay erişilebilen bir bilgi kaynağından yoksun olarak başlamaya yeltenen kişi yanlış yoldadır- ben kendimce önce “Kalbin, aklın veya (daha genel olarak) ruhun açık olduğu sayısız etki içinden, bu durumda hangisini seçmeliyim?” derim. Öncelikle yeni ve ikinci olarak da canlı bir etkide karar kıldıktan sonra onun olayla mı yoksa edayla mı –sıradan olay veya özel eda, ya da tam tersi veya hem olayın hem edanın özel olmasıyla mı- en iyi işlenebileceğini düşünürüm. Ardından bu etkinin oluşturulmasında bana en çok yardımı okunacak bu tür eda ya da olay birleşmelerini çevremde (daha doğrusu içimde) ararım."
 İşte o an karar verdim insanların kötülüklerine bulduğu ikiyüzlü bahanelerini yüzüne çarpacaktım. Bunun için yeterince materyalim de vardı ve hatta bu ikiyüzlülerden biri aynada bana bakıyordu.
İnsan eylemleri bilincinin doğal yansıması olarak kaçınılmaz bir nedensellik içerirken eylemin katalizörü olan neden ve insan tarafından yaratılmış ve gerçek nedeni gizlemeye yarayan başka bir neden söz konusuydu.
Böylece çalışma kötülükle yüzleşme üzerine yoğunlaşmışken tam, yine uyduruk ve bir o kadar da haklı olduğu iddia edilen nedenler ardına gizlenilerek bir çocuğun kafatası, hayalleri ve olması gereken yaramazlığı darmadağın edilerek bir haber olarak sokuluverdi hayatıma.
Üzerime hiçbir şey yapamamış olmanın ağır suçluluğu ve söylenen ikiyüzlü yalanların saçmalık dereceleri yığılırken tüm ağırlığıyla tüm zırhım ve kibrim eziliverdi. Yalanların ve fısıltıların şeytani gücünü antik kuzeyliler "Loki" ile isimlendirmişler ya bu yalanlara isim bile bulamıyordum. Günah keçisi yapılan masum ve kurban edilen bir çocuk imgesi uğuldarken kafamda, Eski Ahit'in biricik günah keçisi Azazel ve Yeni Ahit'in günahlar için kendini feda eden Mesih/Tanrı imgesini hikayeye taşıyacaktı kalemim. Harun yani Aeron adı da simgesel olarak bu yüzden önemliydi hikayenin ana karakterlerinden biri olarak. Yüreğimdeki iyi niyetli umudu koruyarak kurgu mutlu sona götüren bir biçimde yazılmışsa da aylarca direnen bir çocuk bedeninin tükeniş haberiyle hikayenin neredeyse tüm kurgusunu baştan yazmak gerekti.
 Velhasıl bu kitap kötülüğe kurban giden ve başka kötülüklerde kullanılmak üzere hakkında karanlık fısıltılar türetilen bir çocuğa ağıt olarak yazılmıştır. Yazar olarak unutulsam da yazın olarak ölümsüz olacak bir iz borçlu olduğum çocuk anısına, tüm projenin gelişimi bir çizgiromana dönüştürülmek üzere kurgulansa da, hem yeteneksizliğim hem de maddi olanaksızlıklar nedeniyle başaramadım. 
İşte bu kitabın gelirleriyle masum çocuk ve diğer günah keçisi kılınan kurban edilen masumlar ölümsüz birer çizgiroman kahramanı olacak bir gün.

Peki "Kızıl Karanlık" kitabının dijital versiyonları nasıl temin edilecek?


Bu kitabı bir kişisel bilgisayar veya Android Akıllı Telefon ile Android Tablet üzerinde edinebilmek için Google Play üzerinden:
---------------------------------------------------------------------------------------------
Bu kitabı bir Apple ürünü Mac bilgisayar veya iPhone Akıllı Telefon ile iPad üzerinde edinebilmek için iTunes Store üzerinden:

KIZIL KARANLIK 


---------------------------------------------------------------------------------------------
Bu kitabın bir Amazon Kindle E-kitap okuyucu veya başka bir alternatif okuyucu ile uyumlu versiyonlarını edinebilmek için Smashwords üzerinde:



5 Mayıs 2015 Salı

Geçip Gitmek Üzerine



Bulutlar geçiyor üzerinden

-şehirlerin

şairlerin söyleyecek sözü kalmamış

Anlamlar geçiyor

Öyle bir şey ki zaman

En çok o geçiyor

-Yaraların üzerinden

ve insanlar geçiyor

gözlerimizden, yüreklerimizden

-sözcükler bırakıp gerilerinde

belki anlamları çoktan geçmiş

belki öyle denmek istenmemiş




Gökhan Çağlar
Diğer şiirlerimi de okumak için: http://www.antoloji.com/gokhan_caglar adresini ziyaret edebilirsiniz.

Ölü Lambaların Karanlığında




Sokak lambaları ölüyor

birer birer

her kuytu karanlıkta bir lamba kırığı

batıyor ayaklarına şeytanların

bir karanlık beklenen

geliyor ağır ağır

birer birer boğarak lambaları

bir karanlık ki

gökyüzü alev renginde

kükürt kokuyor bulutları

ve melek ağlıyor

küller yağarken

üzerine günahkar etlerinin

oysa masumlar onlar

kendileri kendilerine yenildiler

çoğu zaman

ve serin birer umut gözyaşları

düşerken

üzerine günahkar etlerinin

melekler bile kirleniyor da

düşüyor

zaman zaman

gözyaşlarından bile önce

kuruyor umutları

işte öyle bir karanlık geliyor ağır ağır




Gökhan ÇAĞLAR
Diğer şiirlerimi de okumak için: http://www.antoloji.com/gokhan_caglar adresini ziyaret edebilirsiniz.

Azazel



Azazil veya Azazel (Aramice (İbranîtrans.): רמשנאל, Arapça: عزازل, Azazil, İbranice: עזאזל,Aze'ezel);İbranice'de El (tanrı) tarafından Azeez (desteklenmiş) anlamına gelir. Yom Kipur gününde mabeddeki hizmette yer alan iki keçiden, halkın günahını yüklenen birinin gönderildiği yer veya meleğin adıdır.

Kabala'ya göre, Enoch kitabında belirtildiği gibi olan ve insan kızlarıyla evlenerek dünyada Nefilim'ler çağını başlatan düşen meleklerin başı. Şeytanın Adem'e secde etme emrinin verilmesinden önceki ismidir. Yahudigeleneğinde de Azazil'den bu şekilde bahsedilmektedir.

Azazil kelimesi, Arapça kökenli bir sözcüktür. İbni Kuteybe'ye göre, İblis'in isimlerinden biridir. Hallac-ı Mansur'a göre de Adem'e secde etmediği için azledilmiştir. Kur'an ve sahih hadis kitaplarında bu isme rastlanılmamaktadır.

Lilith



Tevrat'ta açıkça yer almamasına rağmen; birçok Musevi dini kaynağı 2. Bölümde sözü geçen Havva'nın Âdem'in başka bir karısı olduğu, birinci bölümdekinin ise ilk karısı olan Lilith olduğuna inanırlar.


İbranilerin eski inanışına (Mitolojosine) göre Lilith, Âdem ile aynı zamanda ve aynı anda yaratıldığından Âdemin kendisine eşit olduğu görüşündedir. Âdem'le birlikte olmayı şiddetle reddeder. Adem ısrar ettiğinde ise büyü ile kaçar ve onu terk eder. Melekler geri getirmek için Lilith' i bulur ama kendisi Kızıldeniz ile birlikte olduğundan 100 den fazla cin çocuğu olduğunu, bu nedenle artık Adem'e sadık olamayacağını bildirir. Melekler, geri dönmesi için her gün bir cin çocuğu öldürmeye başlar. Lilith'i de bunun karşılığına Adem'in soyundan her çocuktan, erkelerde sünnet oldukları 8. güne, kızlarda 20. güne kadar kendi adının yazılı muskayı taşımayan çocukları öldüreceğine yemin eder. Bugün dünyada var olduğuna inanılan cinler Adem ile Lilith' in ve Tuval Kabil eşi Naama' ın birlikteliğinden meydana gelmiştir. Adem ile Havva'nın sınırlı hayat ile lanetlenmeden önce, cenneti terk ettiğinden ölümsüzdür. Lilith' den sonra Tanrı, ismi bilinmeyen bir başka eş daha yaratır ve Adem'de bu yaratılışı seyreder. Gördüklerinden çok etkilenir, yeni eşi kabul etmez. Üçüncü olarak, Daha sonra Âdem'i uyutur ve kaburga kemiğinden Havva'yı yaratır Havva sonuçta erkeğinin bir parçasından yaratıldığından ona tabi olur.


Hikayenin bir başka versiyonunda ise Hz. Eyüp'e eziyet etmek için çocuklarını öldüren iblis ya da Türk mitolojisindeki lohusadaki çocukları boğarak öldüren Albastı iblisi ile aynı kişidir. İnanna ile aynı kişi olduğuna da inanılır.


Günümüzde bazı Museviler arasında bir adet olarak, Lohusa kadın akşamları evde yalnız bırakılmaz, ve akşamları çamaşır ipinde çocuk bezi bırakılmaz, çünkü bunları gören Lilith'in o evde çocuk olduğunu anlamasından endişe edilir.






Yeşaya 34:14 Yabanıl hayvanlarla sırtlanlar orada buluşacak, tekeler karşılıklı böğürecek. Lilitfı oraya yerleşip rahata kavuşacak.

iştar



İştar, Akad mitolojisindeki bir tanrıça. Sümer mitolojisindeki İnanna'dan türemiştir; İştar'a İnanna'nın Akad mitolojisindeki hali denilebilir. Kökeni kuzeybatı Semitik tanrıça Astarte'ye dayanır. İştar'ın Astarte, Anunit ve Atarsamain olarak da anıldığı olmuştur.




İnanna Utu/Shamash'ın ikiz kız kardeşi, Nanna/Sin'in kızıdır. Enlil'in dünyasında ilk doğan odur. Verilen ilk isimler Sümerceyken ikinciler Akadlar tarafından bu tanrılara verilen isimlerdir.




Tanrıça İştar Venüs gezegenini temsil eder.




İştar'ın batı dillerindeki kullanılan karşılığı, yıldız anlamında star (İngilizce), Stern (Almanca)'dır. Eski dönemlerde batıda, haftanın her bir günü, birine ayrılarak güneş, ay ve beş yıldıza (bazıları gezegen) tapılıyordu. Saturday olarak kullanımdaki ingilizce sözcük, Satürn gezegenine adanmıştı.

Pentagram



Pentagram, Yunancada beş çizgili anlamına gelen pentagrammon kelimesinden türemiştir. Birleşik beş köşeliyıldız demektir. Normal beş köşeli yıldızlardan farklı olarak çizgileri içeriden birleşiktir.


Pentagram genellikle Hristiyanlar tarafından satanizmle özdeşleştirilmiş olsa da iyi ya da kötü ile ilişkili kabul edilmez. Evrensel olarak birlik ve sonsuzluk anlamına gelir. Yukarı işaret vaziyette ise ruh toprağın üzerinde cosmos içerisinde "manevi dünyayı" işaret eder, diğer kaynaklarda ise, Beş Element, ayrıca Feng Şui Ruh(Akasha-Ether), Ateş, Hava, Su ve Topraktır. Ateş İradeyi, Hava Zekayı, Su Duyguları, Toprak ta madde alemini sembolize eder. Ayrıca Cadılar tarafından oldukça kutsal olan bu sembol 5 elementin birleşimini ve uyumunu göstermektedir.


Feminen bir semboldür, Venüs Gezegeni'yle ve Venüs Tanrıçasıyla ilişkili görülmüştür. Davut'un 6 Köşeli Yıldızıyla çokça karıştırılabilmektedir. Birçok toplumca şans getirdiğine inanılır.


MÖ 3000 yıllarında Mezopotamya ve Sümerliler'de bu sembolün kullanıldığı görülmektedir. Babillilerde bu sembol beş yönü gösterir. Bunlar Ön, Arka, Sağ, Sol ve Üst(tepe). Mistik


ALINTI: http://tr.wikipedia.org/wiki/Pentagram

Demonoloji veya Diğer Adıyla Demonizm (Şeytaniyat)





Demonoloji veya diğer adıyla demonizm, cin ve iblisleri sistematik olarak inceleyen çalışma dalı. Genelde dinlerin kutsal metinlerininyorumlanmasını içerir ve teoloji yani dinbilim in bir dalıdır. Osmanlıca karşılığı Şeytaniyattır. "Cinler bilimi"de denmektedir.

Vatikanın sonradan yönetmeliğe koyduğu bir derstir. Demon, Latincede Daemon olarak yazılır ve Şeytan anlamına gelir. Yunancada Daimon olarak yazılır ve ilahiyat,güç anlamına gelir. Demonolojinin en önemli özelliği insanların cinler yardımıyla güç kazanmasını sağlamasıdır.

Tüm dinlerde cin ve melek inanışı bulunur. Ve demonoloji cinleri araştırır. İslam'dan önce Arap topraklarında cinlerle iletişimde olan ve onlara tapan Araplar vardı. Musevilik gelmeden öncede Mezapotamya topraklarında sihir ve büyü çok meşhurdu işte bu bilim dalı gizli olan ilimleri ve cinleri araştırır. Cinlerin yaşamını, onlarla iletişimi, büyüyü hatta hüddam ilimini bile kapsar. Bazı Hristiyan ülkelerde Demonoloji ders olarak verilir. Ancak Müslüman ülkelerin hiçbirinde demonoloji öğretilmez. Çünkü İslam'da cinlerle iletişime geçmek, onlardan bir şeyler istemek yasaktır. Fakat Müslüman ülkelerdeki birçok falcı, iyileştirici ve şifacı bu ilimi öğrenip cinlerden yardım alır ve insanlara hizmet ederler. Demonolojinin en ilginç yanı cinlerle iletişim kurmak ve onlardan yardım istemektir. Bu bilim dalı hüddam ilimini bile dolaylı olarak ilgilendirir. Hüddam, cinlerin insanlar tarafından kontrol edilmesidir.
Cinlerle İletişim

Demonoloji dinlerde bildirilen belirli Tanrı isimlerini kullanarak paralel boyutlarda kapılar açmayı öğreten bir ilimdir. Örneğin İslam dininde Allah'ın isimleri belirli günlerde ve belirli sayılarda tekrarlanırsa cinler alemine kapılar açılabilir. Ancak bunlar Demonolojinin en son öğretileridir.Eğer bunlar tecrübesiz birisi tarafından uygulanırsa sonuçları çok kötü olabilir. Bu konu ile ilgili Gabon'un en eski yerlileri olarak bilinen Mpongwe Halkının yazıtlarında şöyle yazar: Cinler eğlence olsun diye çağrılmamalıdır eğer biri zevk için cin çağırırsa bunun bedelini ağır öder. Cinler iki sebepten dolayı çağırılmalıdır; Ya antlaşma için ya da çok mühim bir konu ile ilgili soru sormak için. Birçok Demonoloji öğretisi cinleri acil bir şey olmadığı zaman çağırmanın yanlış olduğunu söyler. Cinler aynı zamanda birini lanetlemek için de çağrılabilir ama bunun için hem hüddam hem de demonoloji bilmek gerekir.

Demonoloji ve hüddam birlikte öğrenilirse cinler kukla olarak kullanılıp birçok insana zarar verilebilir ve güç elde edilebilir. Cinler farklı boyutta olduğu için o boyutun kapılarını açmak için bazen kan dökmek gerekebilir. Antik Mısır ve Roma'da bulunan sunaklar aslında cinlerin bu boyuta giriş yapabilmesi amacıyla edilen kurbanlar içindir. Demonoloji aynı zamanda büyüde önem taşır. Karı-koca arasını açma, aşık etme, zengin olma gibi büyülerin yapılması için cinlerin yardımı gereklidir. Eski yunan filozofu Porphyry insanların cinlerle arkadaş olarak Dünya'da istediklerini elde edebileceklerini iddia eder. Cinlerle iletişime geçmede önemli iki nokta vardır. Birincisi dinlerdeki Tanrıların adlarını belirli zamanlarda ve belirli tekrarlarlar okuyarak onlara bu boyut için kapılar açılabilir. İkincisi onların bu boyutta kalabilmesi ya da kapıların açılması için kan dökülmesi gerekir bu kan dökmenin kanıtı olarak Antik medeniyetlerdeki sunaklar gösterilir. Bu sunaklarda Demonolojiinin ne kadar eski bir ilim olduğunu kanıtlar.


ALINTI: http://tr.wikipedia.org/wiki/Demonoloji

30 Nisan 2015 Perşembe

MERHABA!


Bu sefer kişisel bir şey bu blog sayfası;

Daha politik ve kendi açımdan makale arşivi ve teorik katalog olarak kullandığım ve nicedir ihmal ettiğim "Dilizifir" isimli blog sayfasının ardından ilk kez kişisel bir blog oluşturma kararı aldım. Blog okuru ve blog yazarı olarak faaliyetlerimde hep alter ego denilebilecek simgesel takma adlar kullanmış olsam da daha önce, bu kez blogun kişiselliğini daha da vurgulamak adına doğrudan gündelik hayatta çağrıldığım adı tercih ettim.

Ben Gökhan Çağlar;

Sanırım konuşmak için bile mücadele vermek zorunda kalmış bir çocuğun gevezeliğini atamayacağım üzerimden hiçbir zaman. Yazarken daha simgesel ve daha az geveze olmayı başarabilsem de o kendini anlatabilme saplantısı yanmaya devam ediyor içten içe.
Her çocuk konuşmayı öğrenir, ama, bana hemen her şey gibi ayrıca öğretilmesi gerekti.

Bu her şeyin kapsadığı çokluk içinde ise pek çok şeyi öğrenemedim haliyle, ancak farkettim ki bir kez daha öğrendiklerini öğretmeye çalışmak sadece bir dayatma biçimdir ne kadar iyi niyetli olursan ol. Erdemli olan anlatmaktır sadece -anlaşılma arzusu öğretici olmanın beyhude çabası kadar bencilcedir çoğu zaman- anlatmak bilgiyi yüceltmek ya da başkalarını değiştirmeye çalışmak değil, sadece bilgiyi hayatta tutmaktır.

Çok şey bildiğimi iddia edemesem de bildiklerimi birlikte yaşatabilmeyi umut ediyorum.
Umarım orada siz okurlarım diyebileceğim dostlarım yer alır dinleyenler olarak. Çünkü biliyorum ki, anlama eylemi,  anlatının da ötesinde bir yaratma sürecidir. Anlamlandırma anlatılanın bilgi ve birikimi sayesinde daha ötede bir bilgiye ulaştırır. Dinleyici anlatıcıdan önemlidir, çünkü eylemin sonunda anlatıcıdan daha çok şey biliyor olur her zaman.

İşte bu yüzden bu ilk merhabam ile dinleyen herkese teşekkür ediyorum şimdiden.

Düzenli olarak paylaşımı sürdüreceğim sözünü veriyorum.


KIZIL KARANLIK: Alaca Kıyam Üçlemesi 1. KİTAP


Google Play Üzerinde:KIZIL KARANLIK: Alaca Kıyam Üçlemesi 1. KİTAP





Harun, kaçtığı geçmişi ve kaçamadığı kabuslarının onu kıyametin ve çılgınlığın ortasına yollayacağından habersizdi. Uyurgezerliğinin intihara dönüştüğü o geceden sonra bile gerçeği kabus sanmaya devam edecekti, tüm gerçeklik bir kabusa dönüşene dek.Ece, ağabeyinin zaafı ve kurtuluşu...

***Yine aynı kâbusa uyandı. Korkusundan karanlığına varıncaya dek her şeyiyle tanıdıktı kâbusu. Öyle kanıksamıştı ki kâbusunu, karanlığı duyabiliyor olmasını yadırgamıyordu artık ve hatta karanlığın ona ne dediğini anlayabiliyordu. Kızgın ve tedirgin hareketlerle yatağından doğruldu. Hiç bir şey göremiyordu. Yüzünü sol tarafa, penceresinin olduğu yere çevirdi, hiçbir şey göremeyeceğini bildiği halde... Bu kâbusun en sevmediği yanlarından biri de son ana dek bir pencere olmaması. Derin bir iç çekti ve yüzünü sağ tarafa odanın kapısının olması gerektiği yöne çevirdi. Odanın içindeki hiçbir şeyi göremese de, her nesnenin şeklini, bulundukları yeri ve varlıklarını tüm benliğinde hissediyordu, sanki odanın içini dolduran karanlık onların varlıklarını birleştiriyor gibiydi. Her şey, kendisi de dâhil karanlığın içinde çözülüyor ve karanlıkla bütünleşiyordu.Kendisi olamamak hissi huzursuz etti onu. Hala korkuyor olmasına bir anlam veremedi.Rutin olan şeylerin insana güven vermesi gerekmez mi?***

-----------------------------------------------------------------------------

Bu kitabın bir Amazon Kindle E-kitap okuyucu veya başka bir alternatif okuyucu ile uyumlu versiyonlarını edinebilmek için Smashwords üzerinde:

    --------------------------------------------------------------------------------